IMMINENT CONTACT: CATCHING UNAWARES 

 

 

Can Akgümüş’s photographic work in the collection ‘Unawares’ documents the familiar state of being caught unawares on camera; surprise on the part of the photographic subject and a time-honored trick on the part of the photographer-flâneur. And since this happens in Tatavla, (or Kurtuluş to use the streamlined, nationalized name), the traditionally Armenian neighborhood of İstanbul, it is also pure and simple social documentation. ‘Caught’ is a word loaded with extra meaning here. All the same, these are lovely black and white photographs of passers-by going about their business caught unawares, half-aware, not giving a damn about it, or half a damn, at best. 

 

The city, as is true for everyone, wears down on you; you are lost in thought or simply lost. Furthermore, the urban outdoors are a place for the things to exist as well as people. Occasionally, your gaze is attracted and arrested by the quasi-inanimate things or objects around you. Architecture bustling with hidden activity, tarpaulin flapping with an inner rhythm, water boiling next to you, pomegranates cut in half, bleeding in black and white.

 

The beauty of these photographs is that, whatever the intention of the photographer, the subject conforms to it with a sigh in a world already photographed to death, as it is, by all kinds of image-producing machinery. No use fighting back however, there may even be a kind of perverse pleasure in being caught ‘unawares’. Yet Akgümüş’s photos are also old-fashioned, deep in focus, lusciously black and white and harking back to times when being caught unawares on photography implied a certain relationship between the photographer and the photographed. 

 

Tension, eye-contact, attention paid to the drabness of everyday existence that goes mostly unnoticed- flattery, even. Flirtation?

 

Re Travis Bickle in ‘Taxi Driver’: ‘Me, you talkin’ to me?’

 

Dangerous waters. Don’t talk to strangers. No eye-contact. 

 

But once you opt for it, what is reaching out and touching strangers without its dangers?

 

 

 

 

 

DOKUNUP GEÇMEK: FARKINDA OLMADAN YAKALANANLAR

 

Can Akgümüş’ün ‘Unawares’ adlı fotoğraf albümü, bildiğimiz bir durumu, farkında olmadan fotoğrafa yakalanma halini konu ediniyor; fotoğrafı çekilen biraz şaşırıyor, bir şehir gezgini, flâneur konumundaki fotoğrafçı da sevilen, bildik bir oyun oynamış oluyor. Hele bu örnekte olaylar Tatavla’da (ya da düzeltilmiş, millileştirilmiş adıyla Kurtuluş’ta) geçtiği için de düpedüz toplumsal belgecilik oluyor. ‘Yakalanmak’ ilave anlamlarla dolu bir kelime burada. Gene de, bunlar yoldan gelip geçenlerin çok güzel siyah beyaz fotoğrafları, herkes işinde gücünde, habersiz yakalanmışlar, ya da yarı habersiz, umurlarında değil ya da az biraz umurlarında.

 

 

Herkes için geçerlidir bu, şehir insanı yorar; düşüncelere dalmışsınızdır ya da düpedüz dalmış gitmişsinizdir. Dahası, şehrin dış mekanları sadece insanların değil, nesnelerin de varolduğu bir yerdir. Ara ara, bakış yarı cansız şeyler ve nesneler tarafından cezbedilir, hatta hapsedilir. Gizli bir faaliyetle dolup taşan mimari, kendi ritmiyle rüzgarda çırpınıp duran bir branda bezi, yanınızda tencerede kaynayan su, ortadan kesilmiş, siyah-beyaz kanayan narlar.

 

Bu fotoğrafların güzelliği, fotoğrafçının niyeti ne olursa olsun, fotoğrafı çekilenin ona hafifçe iç geçirerek boyun eğmesi. Dünya her türlü görüntü üreten aygıt tarafından zaten çoktan fotoğrafı çekile çekile bitkin düşmüş değil mi? Direnmenin yararı yok demek ki, hatta ‘farkına varmadan’ fotoğrafa yakalanmakta sapkın bir zevk bile olabilir. Öte yandan, Akgümüş’ün fotoğrafları aynı zamanda eski usül, alan derinliği olan, ışıl ışıl siyah beyaz fotoğraflar, bize farkında olmadan fotoğrafa yakalanmanın fotoğrafçıyla fotoğrafı çekilen arasında belli bir ilişkiyi ima ettiği zamanları hatırlatıyorlar.

 

Gerilim, göz teması, gündelik hayatın çoğunlukla farkedilmeden geçip giden pejmürdeliğine gösterilen bir dikkat- iltifat, hatta. Flört?

 

‘Taksi Şöförü’ndeki Travis Bickle gibi söylersek: ‘Bana, bana mı dedin sen?’

 

Tehlikeli sular. Yabancılarla konuşma. Göz teması kurma.

 

Fakat bir kere buna talip olduktan sonra, uzanıp yabancılara dokunmanın, tehlikeleri olmadan ne tadı var ki?

 

Fatih Özgüven

works-8915
works-8920
works-8918
works-8917
works-8919
unawares
unawares
unawares
unawares
unawares
unawares
unawares
unawares
unawares
unawares

The Other Bosnia

Bursa Fotofest 2013 Model Book Award

 

The Other Bosnia The neighborhood of Bosna Hersek [Bosnia Herzegovina] in Konya, with its population of roughly 70,000, is the most densely populated neighborhood of Turkey that lends it the effectiveness of a display screen. An arena for those that share the ordeal of living, settling in, migrating to, making ends meet and shouldering the many-layered history of this country.

 

In our century that sees every argument become a legal drug, a neighborhood that has quietly, inadvertently and perhaps without complete awareness received its share of politics, modernism, and tradition, everyone fighting their own battles, neither famished nor surfeit, navigating the periphery. Starting here I defined these photographs as a gaze a step away from the deception of the “big” city and into the real lives of the people we walk side by side with. I wandered unnoticed among them, without chasing them or interfering with their regular rhythms, as a stranger that walked on past them.

 

The culture of the neighborhood is still evolving from the rural to the urban. Separated by the severe lines of social and economic dynamics, these clusters of people still navigate borders blurred by otherness. A person who has differences can be uncomfortable in the presence of another while the addressed is also not oblivious. S/he is also uncomfortable, each independent under their own terms. Gold concerned with realizing itself through light; mud through rain.

 

I didn’t feature adults in the photographs. All the subjects are children. The world promised by adulthood appears to be more or less the same in every geography. Forgotten dreams and learned desperation are self-evident although the background may change. Children, however, are freer than adults at showing their response, their narratives nearer to the core.

 

                                                                                                                                                                                           

 

Öteki Bosna

Bursa Fotofest 2013 Maket Kitap Ödülü

 

Bosna Hersek Mahallesi, Konya’da yaklaşık 70.000 nüfüsuyla Türkiye’nin en kalabalık mahallesi olma özelliğini taşıyan bir gösterge ekranı. Bu ülkede yaşamanın, yerleşmenin, göç etmenin, geçinmenin; peşi sıra katmanlaşan tarihini sırtında yük edip bir arada yaşama çilesini paylaşan insanların alanı.

 

Her türlü argümanın yasal uyuşturucu haline geldiği bu yüzyılda, siyasetten, modernleşmeden ve gelenekten sessiz sedasız, habersizce payını almış, ne olduğunu çok bilmeden biraz da; her biri yaşam mücadelesine düşmüş ne aç ne tok, sınırda seyreden bir mahalle. Buradan hareketle aslında ‘büyük’ şehirlerin aldanmacasından bir adım geri durup yan yana yürüdüğümüz insanların aslında nasıl yaşadıklarına gizli bir bakış olarak tanımladım bu fotoğrafları. Arkalarından koşmadan, onların sıradan devinimlerini bozmadan, yanlarından yürüyüp geçen bir yabancı gibi; varlığımı hissettirmeden gezindim aralarında.

 

Mahalle kültürü hala şehirden kırsala doğru değişen bir oluşum.         Sosyal ve ekonomik dinamiklerin çok keskin çizgilerle ayırdığı bu insan öbekleri ötekileşmenin silikleştirdiği sınırlarda geziniyorlar. Bir gruba ait olan, diğerinin yanında rahatsızken karşısındaki de kayıtsız değil. O da rahatsız, her biri kendi koşulunda özgür.  Altın kendini ışıkla, çamur ise yağmurla gerçekleştirmenin peşinde.

 

 

Fotoğraflarda yetişkinlere yer vermedim. Figür olarak görebileceğiniz sadece çocuklar var. Yetişkin olmanın vaad ettiği dünya aslında her coğrafyada az çok aynı gibi. Unutulmuş hayaller ve öğrenilmiş    çaresizlikler arka plan değişse de aslında aşikar. Ancak çocuklar tepkilerini göstermekte yetişkinlerden daha özgür, öze daha yakın anlatıları.

 

 

Can Akgümüş